17 Ekim 2014 Cuma

ada dergisinden yeni sayı

Ada dergisi 19-20. Sayısını Yayımladı. Anadolu’da kültür ve edebiyat içerikli dergi çıkarmak ve onu yaşatmak hayli güç. ada 19-20.sayısıyla yolculuğunda okurlarına keyifli bir sayı sunarken direnmeyi de sürdürüyor.

Gençlere kucak açmayı düstur haline getirmiş bir dergi olan ada yeni sayısında daha çok yeni kuşak öykücülerini ve şairlerini sayfalarına taşıdı. 

Arzu Alkan, Ayşe Keskin, Gamze Güller, Hakkı İnanç, Mehmet Fırat Pürselim, Neslihan Önderoğlu, Recep Şükrü Güngör, Serkan Türk, Osman Akyol, Tülay Kale ve Zeynep Özbudak’ı bu sayının öykücüleri.

Hanife Çaylak’ın Rus yazar Glep Şulkyakov’la, Semih Öztürk’ün Menekşe Toprak’ın son romanı, Süreyya Köle’nin Deniz D.Şimşek’in ilk öykü kitabıyla ilgili söyleşisi ilginizi çekeceğini umuyoruz.

Neşe Yaşın ve Mustafa Kadir Atasoy bu sayımız için biri Gürcü, ikisi Çek şairin şiirlerini çevirdi.

Kadriye Cesur’un bu sayının dosya konularından biri olan Bulgar Öyküleri’ndeki emeğine teşekkür ederken 7 Bulgar öykücünün yazdıkları bize edebiyat mekân –coğrafya ilişkisini düşündürecek cinsten.

Eyüp Erhun Köse, Ferda Balkaya Çetin, Hayrettin Orhanoğlu, Kadir Aydemir, İlker Filiz, Murat Çakır, Naime Erlaçin, ada’nın sayfalarını süslüyor.

Veysel Usta’nın bu sayımızda Kemal Ahmet’in bir öyküsünü günümüz Türkçesiyle yeniden yazdı.

Karadeniz Kültürü dosyalarımıza 3.sünü ekliyoruz. Dursun Şahin’in kapsamlı Giresun Kültürü üzerine ele aldığı makalenin yanı sıra Trabzonlu ressam Selmanur Aktaş’ı daha yakından tanıyacağımız söyleşisi ada’da ilgiyle okuyacaklarınızdan.

30 Eylül 2013 Pazartesi

ADA DERGİSİ YENİ SAYISINI YAYIMLADI

17. ve 18. Sayısını birlikte yayımlayan Ada Kültür ve Edebiyat dergisi 10.yılını tamamlarken, Latife  Tekin ve Karadeniz Kültürü-2 dosyası ile merhaba diyor okuyucularına.

Kadriye Cesur ve Hüseyin Mevsim’in çevirileri ile Aksiniya Mihaylova, Anton Baev, Bojana Apostolova, Demir Demirev ve Valeri Petrov’in Çağdaş Bulgar şiirinden örnekleri ile açılıyor derginin yeni sayısı.

Hülya Soyşekerci, Ertuğrul Aydın, Arzu Alkan Ateş, Mustafa Zeki Çıraklı ve Murat Ergin’in Latife Tekin’in bazı kitaplarından yola çıkarak kaleme aldıkları yazılardan oluşan dosya ilgi uyandıracağa benziyor.

Bir önceki sayının devamı niteliğindeki Karadeniz Kültürü-2 dosyasına Geçmişten Günümüze Trabzon’da Sanat başlıklı yazısı ile Adnan Taç, “Acının Uçları”nda Bir Ozan: İlhan Demirarslan’ın şiir evrenine değen Attila Aşut, Çoban Rıza’nın Dere Türküleri, Değişen Dönüşen Kentler başlıklı yazısıyla Hamiyet Özen, Ordulu Ressamlarla Orhan Zafer, Trabzon Dergilerine değinen Selçuk Küpçük ve bölgemize önemli çalışmalarla katkı vermiş Serander Yayınları’nın hikâyesi ile Veysel Usta zenginlik katıyor.

Ayşe Keskin, Deniz Utlu, Engin Sevinç, Hamamizâde İhsan, Hakkı İnanç, Muhammet Çakıral, Ruşen Doğan Nar ve Suzan Bilgen Özgün birbirinden güzel öyküleri ile Ada’ya renk katıyorlar.  Genç-Usta çizer Bülent Sümer ve Özlem Çakır Ada’nın şiirselliğine katkıda bulunuyor.

İlk sayısından itibaren şiirdeki titizliğiyle dikkati çeken Ada’nın bu sayısında da şiirler özenle seçilmiş. Bu sayının şairleri Bahri Ömeroğlu, Barış Ağır, Derya Önder, Emrah Yolcu, Kenan Sarıalioğlu, Murat Saldıray,  Şenol Ergül, Ömer Turan ve Serkan Türk.

Ada, ‘genç, temiz ve mazinin rahle-i tedrisinden geçen bir edebiyat için her zaman bir başka ada vardır.’ diyor.

10 Kasım 2012 Cumartesi

Türkiye'den İki Yazar, Serkan Türk ve Yavuz Ekinci Berlinli ve Dortmundlu Okurlarla Buluştu.





Berlin’de yayınlanan Freitext edebiyat dergisi, Trabzon’da yayınlanan Ada dergisi işbirliği ve MitOst, Anadolu Kültür, Mercator Vakfı, Avrupa Kültür Fonu ve Bilgi Üniversitesi desteğiyle son iki sayısını genç Türk yazarlara ayırdı. Bu kapsamda Ahmet Büke, Arzu Alkan Ateş, Aykut Ertuğrul, Güray Süngü, Karin Karakaşlı, Menekşe Toprak, Serkan Türk ve Yavuz Ekinci’nin öyküleri Almanca olarak Freitext Dergisinde yayımlandı.

Bu kapsamda Berlin Ballhaus Naunynstr Kültür Merkezi’nde Deniz Utlu’nun modaratörlüğünü yaptığı okuma gecesinde  Serkan Türk’ün günlük faşizmin izini süren Kafkavari Hitler ve Yoldaki Üç Kişi adlı öyküsü ve İçimiz Çölse Biri Geçmiştir isimli şiir kitabında yer alan Zamanın Doğusunda adlı şiirini, Yavuz Ekinci ise Bana İsmail Deyin adlı öyküsü ve ilk romanı Yere Düşen Ayetlerden bölümler seslendirdi

İki genç yazar Dortmund’da LesArd’ın düzenlediği festival kapsamında Kulturhaus Taranta Babu’da Alman yazar Ralf Thenior ile birlikte bir söyleşi gerçekleştirdi.

18 Eylül 2012 Salı

ada'nın 16.Sayısı içeriği


"her zaman bir başka adam vardır" sloganıyla yoluna devam eden Ada dergisi 16.sayıya ulaştı.


Bu sayımızda da iki dosyamız var. İlk dosyamızın adı AŞMAK. Bu konuda Almanya'nın Hannover kentinde 2003 senesinde Deniz Utlu ve Marianna Salzmann tarafından kurulan Freitext dergisi ile ortaklaşa çalıştık. Freitext Almanya'nın kendini "hibrid ve transkültürel bir açıdan toplumsal, kültürel gelişimlere bakan dergi" olarak tanımlıyor. Felsefi, bilimsel yazılara, denemelere ve yazınsal ürünlere yer veren, özellikle genç kuşak tarafından ilgiyle takip edilen bir dergi. Freitext'in editörlüğünü Marcela Knapp, Marianna Salzmann, Mutlu Ergün, Deniz Utlu üstlenirken derginin diğer emekçileri Sofia Hamaz, Michael Klesse ve Deniz Keskin.

AŞMAK dosyası için Cristian De Simone, Georgia Doll, Safiye Can, Maria T.Martin, Nesrin Taşkıran Tanç ve Noah Sow yazdı. Bu metinleri ada için Menekşe Toprak çevirdi.

AŞMAK dosyamızı TANDEM-Kültür Yöneticileri Değişim Projesi" Mercator Vakfı(Essem) ve Avrupa Kültür Vakfı (Amsterdam) desteğiyle MitOts (Berlin), İstanbul Bilgi Üniversitesi(İstanbul) ve Anadolu Kültür (İstanbul) ortaklığı tarafından destekleniyor.

Ada’nın bu sayısının şairleri Ayşe Keskin, Barış Ağır, Fatma Esti, Ferda Baklaya Çetin, Kenan Sarıalioğlu, Mehmet Yaşın, Mustafa Kadir Atasoy, Neslihan Yalman, Nurcan Çelik, Samet Yeşilaras ve Serkan Türk. Işık Yanar’ın roman kahramanı Eczacı Yücel’in şiir’i bu sayının sürprizlerinden.

Elif Sena Öztürk, Engin Sevinç, Ferit Nadir, Güray Süngü ve Onur Işık’ın kaleminden çıkan öyküleri ada’nın bu sayısında okuyabilirsiniz.

Kadriye Cesur’un günümüz çağdaş Bulgar edebiyatından çevirdiği Boyko Lambovski, Dimitır Kalev, Kristin Dimitrova, Lyubomir Levçev ve Miro Duşkova’ya ait şiirleri de ada’nın sayfaları arasında bulabilirsiniz.

Hakan Sümer’in karikatürü ile açılan Karadeniz Kültürü-1 adlı dosyamız için Abdullah Akat, Attila Aşut, Efnan Dervişoğlu, Hüseyin Alemdar,  Orhan Tepebaş, Selçuk Küpçük, Sevda Zeynep Karadağ, Necip Fazıl Duru’nun kaleme aldığı yazıları okuyacaksınız.  
Derya-Kaan Tanyeri bu sayımızda Trabzonlu şair Sunay Akın ile söyleştiler.


Buket Uzuner’in son romanını değerlendiren kapsamlı yazısı ile Orçun Üçer ada’nın konuk yazarlarından.

Ayrıca 16. sayımızın kapağında ve şiir görsellerinde Trabzon doğumlu Süleyman Saim Tekcan’ın çalışmalarına yer verdik.

Okuru ile kucaklaşmak için sabırsızlanan dergimizin yeni sayılarında da buluşmak üzere.

23 Nisan 2012 Pazartesi

Ada ve Anadolu Dergileri

Bir derginin doğum süreci ile okura ulaşması aynı derecede heyecan verir mi? Okur olarak dergiyi elinizde tuttuğunuz zaman neler hissediyorsunuz? Ada Dergisinin doğum sürecinden 15. sayısının çıktığı bugünlere değin çok önemli bir yol kat ettiğini söyleyebiliriz. Birkaç kişinin ortak heyecanı doğrultusunda çıkmasına karar verilmiş, sadece belli bir bölgenin yazan çizenine değil de, ülkemizin her kentinden insanlarına sayfalarını açmış bir dergi Ada.
Ülkemizde genel olarak insanların kitap okumadığından yakınıyoruz. Kitapların fiyatlarının etkiliği olduğu görüşüne tam olarak katılmak da mümkün değil. Hemen hemen her ilimizde bir kütüphane mevcut olmasına rağmen son yıllarda kütüphanelerimizin ziyaretçi sayısında büyük oranda düşüş gözlenmiyor mu? İnsanlar zamanı değerlendirirken kitap, dergi ve gazete okumak için özel anlar yaratıyorlar mı?
Bizim gibi nice dergi farklı heyecanlar içinde doğuyor ve zamanla o heyecanın azalması sonucu arşivlerin tozlu raflarında o da şanslıysa eğer kendine yer buluyor. Heyecanı azaltan etkenleri saymak gerekirse, derginin okura ulaştırılamaması, derginin reklâm manasında destek görmemesi, ekonomik olarak yazarların kişisel bütçelerini zamanla zorlaması gibi nedenleri gösterebiliriz. Anadolu da çıkan dergileri incelediğinizde ekiplerinin birkaç kişilik olması, hatta genel olarak tek kişinin özel gayreti ile çıkıyor olması, belli zamandan sonra sıkıntıların artmasına yol açıyor. Yayınevlerinin reklâm bütçelerinin bir kısmını Anadolu dergilerine ayırması belli oranda bu durumun tersine çevrilmesini sağlayabilir. Nitelikli birçok dergimizin birkaç sayılık maceradan öteye gidememesinin en büyük nedeni de ekonomik sebepler değil mi?
Eğitimcilerimizin bile belli bir dergiyi takip etmiyor olmaları içler acısı bir durum değil midir? Üniversitelerimizde okuyan binlerce gencin çok azının kültür sanat yayınlarını takip etmemesinin bir izahı var mı? Yazan çizenlerin bile izlemediği dergilerden söz edilebilir.
Hemen her kentimizde çıkmakta olan bir derginin varlığından söz edilebilir. Devletimiz mevcut yasalarla gazeteleri belli oranda reklâmlarla desteklerken, dergilerin bu kapsamın dışında bırakılması çözüm isteyen bir konudur. Çoğu derginin ticari bir beklentisi olmamasına rağmen baskı masraflarını bile karşılayamaması kısa ömürlü olmalarına neden oluyor. Türkiye’nin her ilinde, ilçesinde kütüphane var. Okul kütüphaneleri için Mili Eğitim Bakanlığı kültür ve edebiyat dergilerine abone olsa durumun düzelmesine inanılmaz ölçüde katkı sağlar. Böylelikle belli aralıklarla çıkan dergilerin zamanında çıkması sağlanabilir. Dergilerimiz reklâm desteği aramak zorunda kalmaz. Ayrıca Posta ve Kargo şirketlerinin özel fiyat uygulaması yapması, eğitimcilerin özellikle bölgelerinde çıkan dergilere abone olması, dergi çıkartanlara umut vererek destek sağlayacaktır.
Ada Dergisi olarak belli dergilerle dayanışma içerisinde her bölgeye sesimizi ulaştırmaya çalışıyoruz. Böylece diğer dergilerle ortak hareket ederek daha sistemli bir dağıtım yapmaya çalışıyoruz. Dağıtım şirketlerinin astronomik rakamlarla dağıtım yaptığı düşünülürse kitapçı raflarına girmek için birlikte hareket etmek bir zorunluluk gibi gözüküyor. Son olarak Anadolu’daki dergilere de gazetelerimizin kültür sanat sayfalarında yer vermesinin destekleyici olduğunu belirtmek isterim.

Serkan Türk

10 Mart 2012 Cumartesi

Göç ve Edebiyat Paneli-19 Mart Trabzon Sanatevi


Ada Dergisi ve Freitext'in hazırladığı programda Sofia Hamaz, Deniz Utlu, Mutlu Ergün, Menekşe Toprak, Ayşe Keskin, Kenan Sarıalioğlu ve Serkan Türk'ün katılacağı panelde göç ve edebiyat başlığı altında edebiyata coğrafyanın katkısı konuşulacak.

AB Bilgi Bürosu ve Trabzon Sanat Evinin katkı verdiği programa Alman Edebiyatında ürün veren genç yazarlarla Türk Edebiyatına katkı vermeyi sürdüren Ada Dergisi yazarları katılıyor.

Aşmak adlı proje geçtiğimiz yıl TANDEM kapsamında 40 yaş altı edebiyatçıların farklı dillere çevrilmesi,yayınlanması ve ortak dinletiler yapması konusunda tarafları bir araya getirmişti. Proje Berlin ve Trabzon'da çıkan dergilerin karşılıklı çeviri metinlerine yer verilmesiyle devam ediyor.

8 Şubat 2012 Çarşamba

ada dergisinin 15. sayısı


Günler günleri, aylar ayları devirip gidiyor. Günlük alışkanlıklarımız içinde bir edebiyat dergisinin kaderini merak eden insan sayısı bir elin parmakları kadar az nerdeyse. Geçtiğimiz yaz sonu çıkardığımız son sayımızın ardından bizlere gönderdiğiniz ürünleri okuduk, değerlendirdik. Bazılarına bu sayımızda yer verebilirken çoğunu ne yazık ki değerlendirme dışı tutmak zorunda kaldık.

Ada bu sayıda iki farklı dosyayı sizlere sunuyor.
İlk dosyamız Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlı romanlarında yalnızlık ve psikolojik yabancılaşma temasını başarılı ile anlatan usta bir yazar olarak tanınan Yusuf Atılgan’ı içeriyor. Bu konuda Ahmet Çınar, Alper Sarı, Arzu Alkan, Burçak Kara, Erol Özyiğit, Hülya Soyşekerci ve Murat Ergin yazdı.

İkinci dosyamız: Göç ve Edebiyat başlığını taşıyor.

Bu konuda Almanya’nın Hannover kentinde 2003 senesinden Deniz Utlu ve Marianna Salzmann tarafından kurulan Freitext dergisi ile ortaklaşa çalıştık. Freitext Almanya'nın kendini "hibrid ve transkültürel bir açıdan toplumsal, kültürel gelişimlere bakan dergi" olarak tanımlıyor. Felsefi, bilimsel yazılara, denemelere ve yazınsal ürünlere yer veren, özellikle genç kuşak tarafından ilgiyle takip edilen bir dergi. Freitext’in editörlüğünü Marcela Knapp, Marianna Salman, Mutlu Ergün, Deniz Utlu üstlenirken derginin diğer emekçileri Sofia Hamaz, Michael Klesse ve Deniz Keskin.

Daniel Kahn, Deniz Utlu, Hakan Savaş Mican, Marianna Salzmann, Mutlu Ergün, Selim Özdoğan, Philipp Khabo Köpsell ve Von Olumide Popoola’nın “Göç ve Edebiyat” konusunda ada’da okuyacağınız ürünlerini Duygu Ergun, Menekşe Toprak ve Mehmet Akif Marabaoğlu dilimize çevirdi.

Göç ve Edebiyat dosyamız TANDEM – Kültür Yöneticileri Değişim Projesi”, Mercator Vakfı (Essen) ve Avrupa Kültür Vakfı (Amsterdam) desteğiyle MitOst (Berlin), İstanbul Bilgi Üniversitesi (İstanbul) ve Anadolu Kültür (İstanbul) ortaklığı tarafından destekleniyor.

Burcu Aker, genç hikâyecilerimizden Aykut Ertuğrul’un ilk kitabı üzerine söyleşti. Özgür Özmeral yeni kitabı ekseninde Mustafa Ergin Kılıç’ın sorularını yanıtladı.

Aydın Afacan, Ayhan Emir Yolcu, Derya Önder, Ercan Yılmaz, Ertan Yılmaz, Fatma Esti, Kenan Sarıalioğlu, Kıvanç Nalça, Lale Müldür, Murat Saldıray, Naime Erlaçin, Nurcan Çelik, Oya Uysal’ın şiirlerine bu sayımızda yer verdik.

Ayşe Keskin, Güray Süngü, Kaan Tanyeri ve Serkan Türk’ün deneme ve öykülerini ada’da okuyabilirsiniz. Bülent Sümer, Derya Başkan ve Şeydanur Yılmaz bu sayımıza çizim ve resimleriyle katkı veren diğer isimler.

“her zaman bir başka ada vardır” sloganıyla yoluna devam eden dergimiz daha iyi bir sayıda okuyucuları ile buluşmak üzere sayfalarını sonlandırıyor.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Akis

Zaman, geri gelmez
Dönmez. Mümkün değil.

Hayat akar. Bir nehir

Bir zar.

Ayna , durur.
Durduğu yerde, kırılır.

Sen, durmazsın.

Duramazsın.

Aynada duramazsın.

Kimse duramaz.

San ki,
durmuşum.

Aynaya bakmışım.

Ben, ben miyim?

Ben---

Seyhan Erözçelik

Ada dergisi 2.sayı
yaz 2004

12 Temmuz 2011 Salı

ada dergisi 14. sayısı..





Yeni sayımız için hazırlıklarımız günler sürdü. Mevsimler birbiri ardına devrilip giderken çevremizde olan bitenin farkına varamadığımız sayısız an yaşadık. Şiir, öykü ve romanlar yazmaya devam etti inatla şair ve yazarlarımız. Yazmadan yaşama tutunmayı denedi kimisi. Dünya acıyı da sevinci de bal eyleyenlere imkânlar sunmayı sürdürdü. Ve biz bir avuç okur kaldık. Anılar defterinde gül yaprağı kuruttuk.
ada’nın 14. sayısını üzerine çok yazılan ve çizilen bir şair-yazar Cahit Zarifoğlu’na değinmek istedik. Dosyamızda Selçuk Küpçük, Ramazan Parladar, Ertuğrul Aydın ve İbrahim Adem yazdı. Burak Köse dosyamız için resimlediği Zarifoğlu şiirlerine bir de metin yazarak katkı yaptı.
Attila Aşut ada’nın bu sayısında da “Dilin Kemiği “ başlığı altında “Cumhuriyet’ten Seçmeler” yaptı.
Edit Tasnadi ada için Macar Edebiyatının önemli yazarlarından Frenc Santa’nın bir öyküsünü çevirdi. ada’nın diğer öykücüleri Ahmet Büke, Hasan Topur ve Sedat Demir.
ada’nın bu sayısında şiirleriyle Fatma Esti, Halil İbrahim Özcan, Hazal Sarıalioğlu, İlyas Tunç, Murat Saldıray, Nadir Aşçı, Serkan Türk, Şinasi Tepe ve Yılmaz Arslan yer aldı.
Hülya Soyşekerci’nin ada için yazdığı “Işığa Adanmış Bir Yaşam ”Sabattin Ali” ve Ayşe Keskin’in Özge Dirik’in son gününü anlatan “Kızgın Değilim” başlıklı yazısının dikkatinizi çekeceğini umuyoruz.
Hüseyin Alemdar şiir ve sinema ilişkisi üzerine çok defa yazdı ve konuştu. Bu sayımızda ada için kaleme aldığı “Sıkışık7” adını verdiği metin ve “Sevmek Zamanı Dövmesi” başlıklı şiiri Türk Sineması severler için küçük bir gezinti demek. Ayrıca bu sayımızda Rıza Kıraç’ın ilk uzun metraj filmi Küçük Günahlar’ın arka planını anlattığı yazısını keyifle okuyacağınızı umuyoruz.
Seviye Merih’in ikinci öykü kitabı Çakıltaşları’nı Zafer Doruk yazdı.
Arzu Alkan bu sayıda Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi üzerine kurduğu bir metin ile aramızda. Harun Yavruoğlu ve Muammer Kotbaş bu sayıda çizgileriyle yer aldılar.
Ayrıca Ercan Yılmaz’ın Trabzon’un en sevilen mekânlarından biri olan Ganita için kaleme aldığı kitaptan küçük bir bölüm bu sayımızda yayımlıyoruz.

Yeni bir sayıda daha buluşmak üzere,
“Her zaman başka bir ada vardır.”


Bilgi İçin: 0 505 496 94 93
e-posta: serkanturk61@gmail.com
Yazışma adresi: PK. 203 Trabzon

Ada Dergisine Yıllık abone olmak için Serkan Türk adına
6240215 posta çeki hesabına 40 YTL yatırılarak
adresinizi posta ya da mail yoluyla bildirmeniz
yeterlidir.

16 Şubat 2011 Çarşamba

Ada Dergisi 19-22 Şubatta Ankara AKM'de..

Her Yönüyle Trabzon etkinliklerinin 5.si 19-22 Şubat tarihleri arasında Ankara AKM’de gerçekleştiriliyor. Bu yıl etkinliklere Serander Yayınları ve Ada Dergisi olarak katılıyoruz.

Etkinlikler çerçevesinde Ayşe Keskin yeni şiir kitabı “Şubat’ın Islak Elleri”ni okurları için 20-21 Şubatta 15:00-17:00 saatleri arasında imzalıyor.
Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Kadri Özcan ilk romanı “Trabzonlu Aleko”yu 20-21 Şubat tarihleri arasında 17:00-19:00 saatleri arasında imzalayacak.

Serkan Türk etkinliklere bu yılda iki dinletiyle katılıyor. Ayrıca “Uzak Yaz”, “Rüzgârlı Camlar” ve “Her Şeyin Güzel Olma Nedenleri” adlı kitaplarını fuar boyunca imzalayacak.

Dinleti saatleri ise şöyle:
21 Şubat Pazartesi günü 13:30 - 14:30 saatleri arasında “Trabzonlu Genç Şairler” etkinliğinde Serkan Türk, Kaan Koç, Yıldırım Vural, Çiğdem Oflu ve Zeki Bostan şiirlerini seslendirecek.

22 Şubat Salı günü 13:30-14:15 saatleri arasında “Dizelerden Bestelere Serkan Türk Şiirleri” adlı etkinlikte genç müzisyen İlker Filiz'in Serkan Türk şiirlerinden bestelediği "Geldim", "Yokluğunun Kuşları"," Çöl ve Kir", "Sizi Unutmadım", "Portekiz","Soluyorsun"ve “Yağmur Dindiren” gibi şarkılarını bu kez canlı performans olarak dinleyebilirsiniz.

3 Şubat 2011 Perşembe

Kış Güneşi-Selahattin Yolgiden

Kış güneşi

kış güneşi,
sen hiç bir rüyayı çaldın mı?

seni düşünürken birileri kar içinde
aklına geldi mi
eskiden çok sevildiğin.

yağmurlar iner ve kalkar üstümden
su döner durur bütün gün gövdemde
ne çok yaram var açıp baksana.

bugün, dün ve önceki gün
hayatın boş olduğu…

bir aşkın üstünden koskoca zaman
geçse de, senin de unutamadığın oldu mu?

sonra küçücük bir kız çocuğu
hala çok sevdiğin
mavi gözleriyle gülümsese
86’dan kalan bir fotoğraftan
o hasır oturakta.

kış güneşi,
ne çok yaram var, açıp baksana!




Selaattin Yolgiden

ada 12. sayıdan...

Yas-Neşe Yaşın

YAS

Sözcük dehlizlerinde
yalnız ruhlar körebesi
küçük tanımlara sığan
kıyameti hayatın
avuntu bekler
sesinin sıcağından

Kelimeler
azap kuyusunda hece
yalan burcunda
öldüren gece

Ruhun aynasında
çırpınır rüya
üzgün suretin yansır sulara

Solmaz aşkın gölgesi
veda etmeden
Yas bitmez
kayıplar gömülmeden

Neşe Yaşın

ada dergisi 12. sayıdan..

kan gaz(z)eli-Beşir Sevim

kan gaz(z)eli

mahmud derviş, naci ali ve küçük hanzala’nın işgal altındaki kalbi için,

kan! dökülmesin, içime aksın gözbebeklerim.
kardeşim… dik tut başını, alnındaki kaderi sileyim.

bakamam orda yüzünüze… yüzümdeki tuzla
buz olsun ki gözlerim, yerinize iki damla öleyim.

gözden ırak düştü, ırak olan gönülden de ırak
hay’dan gelsin hu’ya gitsin can…yağmursam döküleyim

ateşinize, diliniz hep mi sancı… hep mi ölümün kelimeleri zehir
sağdan sola yazıldım harf harf, soldan sağa söküleyim.

ağzında ateş, sırtında dağ taşıyan kuşlar gelsin göğünüzden
attığınız her taşa yüz olayım ki… yüz kerre bileneyim.

yarasını uzun uzun yalayan bir hayvanmış yalnızlık…
gazel gibi titriyor, titresin ki onu… avucumdan besleyeyim.

ah ölüm! ...ah seni dilim dilim… inan,
kendi tabutuma omuz vermiş gibiyim.



beşir sevim
ada dergisi 11. sayıda yer almıştır.

1 Ocak 2011 Cumartesi

Ada Dergisinin 13. sayısı çıktı.



Ada Dergisi 13. Sayısına ulaştı.
Ada okurları bu sayıda 2003 yılında yitirdiğimiz öykücü ve çevirmen Tomris Uyar’ı ve öykülerini bir kere daha keşfetme olanağı bulacak. “İkinci Yeni” ozanlarının âşık olduğu, adına şiirler yazdığı, gizemli kadın Tomris Uyar için Ahmet Çınar, Attila Aşut, Burçak Kara, Gökhan Yılmaz, Hülya Soyşekerci ve Semih Gümüş’ün yazılarını 13. sayımızda okuyacaksınız. Attila Aşut’a 1986 yılında, Ali Nurettin’e 1989 yılında Tomris Uyar’ın yazdığı daha önce yayımlanmamış iki mektubuna yazarlarımızın izniyle yer veriyoruz.

Menekşe Toprak’ın YKY’ndan çıkacak “Temmuz Çocukları” adlı romanından bir bölümü okurlarımızla paylaşmasına memnun olduk.

Ada’nın bu sayısında iki söyleşi yer alıyor. Serkan Türk bu sayıda Senem Diyici ile müzikte geride bıraktığı 40 yılı ve yeni çalışmaları üzerine konuştu. Cihat Duman geçtiğimiz yılın dikkat çeken şiir kitaplarından biri olan “Kumaş” üzerine Yavuz Türk ile ada okurları için söyleşti.

2007 yılında kaybettiğimiz şair Adnan Satıcı’nın, “Eksikti Geceler ve Bazı Günler” adlı son şiir kitabının ilginç yayınlanış öyküsünü Yılmaz Arslan ada için kaleme aldı.

Arzu Alkan’ın Oğuz Atay’ın “Korkuyu Beklerken” kitabından yola çıkarak yazdığı “Köşeye Sıkışmış Kahraman” adlı deneme yazısı da bu sayının öne çıkanlarından. Bu yıl içinde iki kitapla okurla buluşacak olan Tiyatro Sanatçısı Kadri Özcan’ın “İlk Adım” öyküsü de ada sayfalarında.

Aydın Afacan, Aydın Şimşek, Ayşe Keskin, Burak Köse, Derya Önder, Erol Özyiğit, Ferhad Gülsün, H.İbrahim Özbay, Kaan Koç, Mehmet Aycı, Mehmet Türkmen, Mehmet Yaşın, Ogün Kaymak, Ömer Turan, Serdar Çakıcıoğlu ve Yıldırım Vural ada’nın bu sayısında yer alan şairler.

Geçen yılın en beğenilen kitaplarıyla ilgili bir soruşturma yaptık. Yazar ve Şairlerimiz tek kitapla sınırladığımız bu soruşturmaya yanıt verirken epeyce zorlandılar. Ortaya çok satanların dışında bir liste çıktı. Dergimizin son sayfalarında bu listeyi bulabilirsiniz.

Ada, ilk sayısından itibaren ustalara saygıyı, gençlere kucak açmayı düstur haline getirmiş bir dergi olarak bundan sonra da dil, bilinç ve ruh kirliliğinden olabildiğince uzakta yer alacaktır.

“her zaman bir başka ada vardır” sloganıyla yoluna devam eden dergimiz daha iyi bir sayıda okuyucuları ile buluşmak üzere sayfalarını sonlandırıyor.

Bilgi İçin: 0 505 496 94 93
e-posta: serkanturk61@gmail.com
Yazışma adresi: PK. 203 Trabzon

Ada Dergisine Yıllık abone olmak için Serkan Türk adına
6240215 posta çeki hesabına 40 YTL yatırılarak
adresinizi posta ya da mail yoluyla bildirmeniz
yeterlidir.

11 Aralık 2010 Cumartesi

KARADENİZ’DE BİR “ADA”

İlk olarak dergilerde başlamıştım yazmaya.
Unutmuyorum, yaşadığım en yoğun, en çocukça heyecandı. Hele de ilk yazılarımı, herkesin yazmak için can attığı dergilerin sayfalarında görmek çok yüreklendiriciydi.
Sonra… Sonra bir iki yazım küçük paragraflar eklenmiş halde yayımlandı. Hoşuma gitmedi bu müdahaleci yaklaşım şekli. Yazı benim, sadece benim olmaktan çıkmıştı. Bir daha aynı hayal kırıklığını yaşamamak için uzak durdum dergilerden.
Hatır gönül gereği birkaç kez dergilere yazı verdiğim oldu sonrasında. Fakat öyle soğumuşum ki ardı gelmedi. Gazete yazarlığını tercih ettim sadece.

Şu bir gerçek ki; giderek okurun, ama her kesim okurun anlayacağı sade bir dille yazma alışkanlığı kazandırması açısından birebirdir gazeteler. Bir çeşit sınavdan geçiyorsunuz yazdıkça. Okurla ortak bir dil oluşturmanın zorunluluğuna inandırıyor sizi.
Dergilerden de bugüne taşınan, hep korunası olduğunu düşündüğüm bir alışkanlığım var. Yazdığım her yazıyı özenle, içten içe dergiye hazırlar gibi, hazırlamaya gayret ederim. Okur da bu yönümü sezinler, fırsat buldukça takdirle karışık dile getirir.

Yıllardır Trabzon’da çıkmakta olan Ada Dergisi, ne zamandır kimsenin yapamadığını yaptı; o olumlu etkiyi uyandırdı bende. Son sayılarıyla yıllanmış bir önyargımı kırdı. Beni, gazetenin yanısıra dergilerde de yazmaya razı etti.

Hem de sessiz bir dil kullanarak başardı bunu!.. Daha bir ilgi çekici hale getirilmiş küçük boyutuyla, zenginleştirilmiş içeriğiyle. Tabii her şeyden önce okura hitap eden, ufuk açıcı ürünlere yer vererek.

Şeklen yeniliklerinin yanısıra, bir dergide en çok önemsediğim özellik budur. Bunu başlıca amaç edinip, bu ana amacından giderek uzaklaşmaması.

Dahası var: Ürünlerin doğasına dokunmadan özgün haliyle yer vermesi. Kullandığı sesli ya da sessiz dille sadece ve sadece okurun dergisi olduğunun altını çizmesi. Bir çeşit albüm işlevi görmemesi, birilerinin anı defteri haline getirilmemesi vs. Dergiler ancak o zaman daha geniş kitleler tarafından benimsenir, okunur. Dolayısıyla da uzun soluklu olurlar.

Mevsimde bir çıkmakta olan Ada Dergisi, bulmayı umduğum bu özelliklere sahip. Bir bucuk yıl aradan sonra iki sayısı birden çıkartıldı. Bu son sayılarla 12. sayısına ulaşmış oldu.

Kimler yoktu ki son sayılarında: Attila Aşut, Nihat Genç, Kenan Sarıalioğlu, Çiğdem Sezer, İnci Aral, Ayşe Keskin, Ersan Erçelik, Serkan Türk, Tayfun Pirselimoğlu, Mehmet Kuvvet, Muammer Kotbaş, Bülent Sümer, daha birçok değerli isim.

Derginin sahibi, editörü şair yazar arkadaşım Serkan Türk’ün çabalarıyla oldu her şey. Şevkle, inatla, tutkuyla ve aslında zorlukların, imkansızlıkların da getirisi bir sancıyla Ada’yı bugünlere taşıdı.

Değerli şair yazar arkadaşım Ayşe Keskin’in de en az onun kadar emeği var dergide.
Ada’nın kurucularından Ercan Yılmaz’ın, Arzu Alkan’ın… Çok kez tanık oldum; Ada’yı layıkıyla tanıtmak, okura yeniden hatırlatmak için birlikte çok çaba sarf ettiler.
Ada Dergisi Etkinlikleri adı altında, belli aralarla imza günleri, söyleşiler, şiir dinletileri de düzenlediler. Trabzon kültür sanatını hareketlendiren yararlı, sıcak etkinliklerdi.

Derginin özellikle bu son sayılarını okuyunca, sitemler yağdırdım Serkan’a. Dergiye yazı vermem konusunda neden ısrarcı olmadı diye.

Derginin sayfaları arasından taşan o hüzünlü, coşkulu, içe işleyen seslerden biri de ben olmalıydım!.. O derece bir yazmak isteği uyandırdı bende. Kendini hem şeklen, hem de içerik olarak yenilemesini başardığı için…

Siz okurlardan isteğim, Karadeniz çıkışlı bu Ada’yı, ne yapıp edip sahiplenmeniz…

Fatma Babuşçu
Taka Gazetesinde yayınlanmıştır.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Hayat ile edebiyat sıratının beyefendisi-Karin Karakaşlı

Usta yazar Selim İleri, romanları ve denemeleri ile uzlaşmaz bir ikiliye hüzünle gülümsüyor

Hayat ile edebiyat sıratının beyefendisi

Karin Karakaşlı

Edebiyatı hayatın ta kendisi kılan, hayatı da edebiyatın tılsımıyla anlamlandıran yazarlar için sadece kendi eserleri ile yetinmek söz konusu olamaz. Onlar için kendilerini yetiştiren aileden öte bir edebi aile vardır sanki. Kendilerinden önceki ustaları ve onların unutulmaz eserlerini bir aile albümünün fotoğrafları gibi yaşarlar. Anılar ortaklaşır, kuşak farkı kalkar ortadan. Çağdaş Türk edebiyatının en yetkin yazarlarından Selim İleri de edebiyatı bu çerçevede yaşar ve yaşatır; kendi ürettikleri ile iz bırakarak ve üzerinde iz bırakanları incelikle damıtarak.
Selim İleri’yi okumak bu açıdan çokkatmanlı bir zenginliktir. Bir yandan kendi edebiyat dünyasını ve dilini oluşturmuş bir ustanın hayattan süzdükleriyle bereketlenir, diğer yandan anı, deneme ve inceleme kitaplarındaki nice bilgi ve duygudan nasipleniriz. Bilgi ve duygunun incelikli harmanı, İleri’nin kitaplarında karşılığını bulur. Biz onu okurken belki de en çok satır aralarından zenginleşiriz.
Her bir kitabıyla üslubunu ilmek ilmek dokuyan bir yazarın, sonunda anlattığı insanlık durumlarının tanımına dönüşmesine şaşmamalı. “Selim İleri duyarlılığı ya da hüznü” dediğimizde, aslında bilenler ve tadına varanlar için bir şifre söylemiş oluruz. Kapı ardına kadar açılır.
Selim İleri’nin son romanı Hepsi Alev de kapı ardına kadar açıldığında bizi içine çekiveren ve böylesi bir duyarlığın ve hüznün mührünü taşıyan bir eser. Bizans imparatoriçesi İrene’nin sürgün günlerine ve geri dönüşlerle tüm yaşamına bizzat kendi sesinden ortak olduğumuz bu tarihi roman, resmi tarihin kayıtlarından bir hayli farklı. Hatta denilelebilir ki İrene, kendisini kayda geçen tarihçi Gregoras’tan İleri’nin kalemi aracılığıyla dile gelip hesap soruyor. Biz ise avucumuzun içinde tuttuğumuz bu her dem taze yüreği nereye koyacağımızı şaşırarak çaresizce tanıklık ediyoruz çağları aşıp gelen bir feryada.
Nice zaman susmuşların isyanıyla haykırıyor öyküsünü bize İmparatoriçe İrene. Tutkulu bir Hıristiyan ve sanatsever olarak “ikona kırıcı” dönemde ikonaların varlığı ve dolyasıyla aslında sanatın vazgeçilmezliği için mücadele eden bu öncü kadın, yazarının üzerine tuttuğu özgün ışıkla 800’lerde geçen öyküsünü bugünümüzün tam ortasına taşıyor. Bir yandan edebiyatın, gayrıresmi tarih anlatısı olma yönüyle şaşkına dönerken diğer yandan İrene’nin kişiliğinde, tarihi bir roman kahramanından öte idealleri ve zaafları arasında bocalayan insanın tanıdık hikâyesini, yüreğe çentik atan bir çarpıcılıkta karşımızda buluveriyoruz.
Varlığını ve hayatın anlamını ikona ile simgeleşen sanatta bulan İrene, sürgün gönderildiği adada geçmişiyle hesaplaşırken önceliklerini ve bu uğurdaki tavizsiz mücedelesini paylaşır bizlerle: “Tapınaklarımızda bize hayatı ve ihtirası, arzuyu, kuvveti, sertliği, zaafı, gönlün kiplerini anlatmış elyazması eserler saklı. Okudum, pek çoğunu. Öz be öz inancımıza sadık kalmış din adamlarımızın yardımını gördüm. Günlerim okumakla geçti. Tutkuyu anlamak için okudum. Büyük yalnızlığıma okumak iyi geldi. Geriye kalanı anladım: Ülküydü. Başkaları olmadan, aşk ve sevgi olmadan yaşamayı öğrendim” Varlığını, ikonalarla özdeşleşen sanata adayan İrene, “Yüksek sanat hayata çığlığımdı” der ve önyargılara karşı savaşını çaresizlik olmayan bir kabullenişle sergiler: “Doğu ve Batı birleşseydi, belki insanın insana zulmü sona erebilirdi. İkonaların, sanatın... yüksek sanatın şimdilik gerçekleştiremeyeceğini, belki bu birleşme, bu kardeşlik... Son umudumdu. Doğu’yu Doğu’ya, Batı’yı Batı’ya bırakıyorum, düşmanlıkları bilendikçe bilensin.”
Sanatın hele de edebiyatın iflah olmaz sevdalısı Selim İleri, İrene’ye böyle dedirtirken çocukluğundan başlayarak farklı semtlerde, nice ayrıntıda izini sürdüğü bir kenti anlattığı İstanbul Seni Unutmadım başlıklı kitabında kendi okuma büyüsünü de İrene’nin coşkusuna soydaş bir coşkuyla paylaşır: “Yine yaz mevsimidir, kitaplarla en haşır neşir olduğum yıllar, ilkgençliğim. Reşat Nuri’nin romanları için sızılı bir mutlulukla dolp taştığımı hatırlıyorum. Elimde Akşamgüneşi, Dudaktan Kalbe, Yaprak Dökümü. Bir daha niye olmadı? Bir daha niye o anlamlı okumaları yaşayamadım? Şimdi yeniden okusam on üç-on dört yaşlarımın yaz günlerine geri dönebilir miyim?..”
Kendisini sorgulamaktan hiçbir zaman vazgeçmemiş bir yazarın kaleminden bizim her yaşta farklı okumalara götürücek kitaplar çıkar elbette sonunda. Kamelyasız Kadınlarda, Namık Kemal’in, Samipaşazade Sezai’nin ve Halid Ziya Uşaklıgil’in eserlerinde kadına yaklaşımı, toplum karşısında birey olma mücadelesini paylaşan İleri, kendi yaratım süreci için koyduğu yüksek çıtada bizlere sesleniverir: “Her şeyden dönüp yazdıklarıma sığındığım günler, yıllar, uzun yıllar. Bir öykü yazıyorum! Bir roman yazıyorum! Benden mutlusu yok. Uzun yıllar... Bir anlamı var mıydı o yazdıklarımın? Uzun yıllar geride kaldıkça böyle sorar oldum. Dün kime yazmıştım, bugün kimin için yazıyorum? Yazdıklarım başkalarına anlam götürdü mü?”
Yüreğimden İrene’ninkine benzer bir çığlık yükselir her seferinde: Evet, evet, evet...


ada dergisi 9. sayıda yer almıştır.

18 Ekim 2010 Pazartesi

KADİFE-Yavuz Türk

KADİFE

Anneme sarıldığımdan beri
Bütün çocuklar kaçar oldu benden
Çocukken bir kadife pantolonum vardı
Şiirdeki anne bu yüzden

Babam beni çok severdi oysa
Taşırdı ağzında bir yokuşu
Ağzımdaki sövgü bu yüzden
Öfkeydi benim babam, unuttum

Bir kadın evimize kumaş taşırdı,
Dokundum kadifeye, belki tene
Aşk da bir öfkeydi, onun teninde
Bir kadın duygusuydu bu, unuttum

Bir gün şairsin dediler,
soyundum, yağmura çıktım
elimi yağmurda yıkadıktan sonra
Şairler kadife giyerler, unuttum


Yavuz Türk

ada dergisi 10.sayıda yer almıştır.

15 Ekim 2010 Cuma

Sina Akyol Trabzonlu okurlarıyla buluşuyor..

Sina Akyol Pazar günü Trabzon’da okurlarıyla buluşuyor…



Ada Dergisi bu kez Trabzonlu okurlar için Şair Sina Akyol’u konuk ediyor. 17 Ekim Pazar günü Ra Kitap Cafe’de okurlarıyla buluşacak olan şair, katılımcıların sorularını yanıtlayacak. Sina Akyol şiirlerinden örnekler seslendirecek ve kitaplarını da imzalayacak.

Ada dergisi’nin etkinliğini 15:00-18:00 saatleri arasında Ra Kitap&Cafe’de gerçekleştirilecek.

İlk şiiri “Ölmek” 1967’de, Konya’da Çağrı dergisinde yayımlandı. Şiirleri, yazıları ve yazarla yapılan söyleşiler Ada, Adam Sanat, Akatalpa, Heves, İle, İnsan, Kitap-lık, Meltem, Sincan İstasyonu, Sombahar, Sonsuzluk ve Bir Gün, Şiir Atı, Şiir Odası, Şiir-lik, Varlık, Yasakmeyve, Yazko Edebiyat, Yeni Biçem vb. gibi dergilerde yayımlandı.

Ödülleri: “Ayda Tümör İzleri” ile 1995 Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü, “Meğer Söz Gümüş” ile 1996 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü (Yayımlanmamış dosya, Aydın Afacan’ın Itır ve Güneş isimli dosyası ile paylaştı), 1997 Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü (Mehmet Mümtaz Tuzcu’nun Sevda Adıyla isimli kitabıyla paylaştı), “Avluda” ve “Meğer Söz Gümüş” ile 1997 Altın Portakal Şiir İkincilik Ödülü’nü, “İkindi Kitabı” ile 2000 Behçet Necatigil Ödülü’nü kazandı.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Zaman-Can Bahadır Yüce

yazın ilk sesi yalnız ben
külden bir denizin doğma vakitleri
acısız, kınsız, başlamak için
tek çizgide ruhun gelgitleri


benim de bir yalnızlık çağım
Zaman – kuşlardan sade
peşlerinden sonsuza bakarak
imrendiğim suların
yarım ay gibi üstünde


arkamda kent ölüleri
korusam, dünya ister ruhumu
her adımda yenilgi--
hayat böyle olsun mu

Can Bahadır Yüce, ada dergisi 7'de yer almıştır.

Maria Sophie'nin Varlığı Ya da Yokluğu Üzerine-Serkan Ozan Özağaç

Marie sophie’nin varlığı…
Ya da yokluğu üzerine



XI

Seni yitiriyorum burada
Nasıl yayılırsa tene “ yitirmek “


İşte öyle – ah, ağırlaşan yıldızların
Alıkoyduğu sevgili!
Şimdi yaklaştığım zaman’da
Yer değiştiriyor kalbim
Bazı akşamların kumuyla


Oradasın
İyiyi seçen ihtiyar kanından
Yavaşça dağılıyor yeni saate
Cehenneme olan uzaklığın


Siliniyor gözlerinden kirli uyku



Ama dur, söyle;
Hangi kutsal sözle iyileştireceğim
Seni tanımış o uçurumu?



Seni yitiriyorum burada
Yaşaman için lazım olan kitabın
Aslında mezarın olduğunu
Unuttuğum bir dünyada!




Serkan Ozan Özağaç


Ada 7, yaz